Ana Sayfa Genel Erdi Akbulut ile Kİtap & Kahve & Çikolata

Erdi Akbulut ile Kİtap & Kahve & Çikolata

0

2017 yılında çıkarmış olduğu kitap ile gündeme gelen Erdi Akbulut ile şiir ve yazarlık üzerine konuştuk. Kendisi her ne kadar şair olmadığını iddia etse de Altın Kalem ödülünden sonra üzerindeki bu imajı yıkamadı. Biz de kendisini yeniden tebrik ediyor, sorduğumuz sorulara içtenlikle verdiği yanıtlar içinse teşekkür ediyoruz.

1- Yazmaya nasıl ve ne zaman başladınız?

– Aslında çocukluğa inmek gerekir bu soru için. Ben çocukken radyoda dinlediğim şarkıların sözlerini değiştirip böyle daha güzel oldu diye kendi yazdığım gibi söylerdim J İlkokul zamanları okulda tiyatro metinleri yazıp, oyunları yönetmeye çalışırdım. Senaryo hala aklımda. Lise de müziğe ilgim başladı. Enstrüman çalmayı öğrenmeye çalıştım, yeteri kadar öğrenince de kendi bestelerimi yaptım ufak ufak. Sonra şarkılarla beraber şiirler çıktı ortaya. Sürekli yazarken buldum kendimi. Rahatsızlıklarımı kimseye dile getiremedim, bir gün okunur umuduyla o gün bugündür yazıyorum.

2- Peki bu yolculukta ne zaman ben artık yazarım diyebildiniz? Ya da kendinizi yazar olarak tanımlıyor musunuz?

– Bu bana biraz saygısızlık geliyor. Fazla egoist. Yani bunun kararını insanın kendisi değil okurun vermesi gerek bence. Türkiye son yıllarda fazlaca kitap basmaya başladı. Sosyal medyayı açın, her profilin altında yazar, şair, sanatçı yazıyor. İçeriğin kalitesi ne kadar iyi olursa yazar olmaya o kadar yaklaşırsınız diye düşünüyorum. Aksi halde Türkiye’nin şuanda dünyanın en medeni ülkesi olması gerekirdi. Bu yüzden ben de bu sıfatları okurlara bırakıyorum. Kimi layık görüyorlarsa onda kullansınlar.

3- Ritüelinizden bahseder misiniz? Örneğin hangi ortamda, hangi materyallerle, hangi müzikle, nasıl bir coğrafyada yazmayı tercih ediyorsunuz?

– Aslına bakarsanız öyle takıntılarım yok ancak tesadüf mü dersiniz yoksa bilinçaltı diye mi yorumlarsınız bilemem ama Zeki Müren ve Ferdi Özbeğen dinleyince parmaklarım kalem arıyor J Kulağa güzel gelen her müzikten hoşlanırım ancak iki isim beni çok etkiliyor sanırım. Ayrıca hiçbir zaman bir şeyler yazmak için bilgisayarın başına geçmedim ya da defter taşımadım yanımda. Hep spontane gelişen plansız şiirler ve yazılardır okuduklarınız. Her nereye gidersem gideyim yanımda muhakkak bir kitap olur zaten.O an duygularımı taşıran bir neden gelişirse ya okuduğum kitabın içine yada herhangi bir şeye içimi dökerim. Dergi için çalışırken veya editörlüğünü yaptığım isimlerin eserleri üzerinde çalışırken de genelde odamı tercih ediyorum. Dikkatimi daha iyi toplamama yardımcı oluyor.

4- Unutmanın Adı Bu Değil ki kitabınızı okurlarla buluşturdunuz ve hatrı sayılır bir başarı elde ettiniz. Peki, unutmanın adı bu değil ise “unutmak” size göre nedir?

– Unutmak biraz çaresizliktir. Mecburiyet de diyebiliriz. Hayatınızı devam ettirebilmeniz için çabalamanız. Başka türlü yol alamazsınız çünkü. Başka bir yolu varsa da ben bilmiyorum. Buradaki mühim nokta ne kadar başarabildiğimiz. Yeterince başarılı olunmadığında pek yaşamış sayılmazsınız. Yalnızca günler gelir geçer. 50 yıl sonra bile hala bir özlem hala bir keder. Bu yüzden mecburiyet diyebiliriz ve mecburiyete bağımlı olacak kadar çaresiziz…

5- Okurlarınıza vermek istediğiniz bir proje müjdesi var mı?

– Müjde olur mu bilemiyorum ama evet var. Beni çok heyecanlandıran projeler var kafamda, her gece yattığımda acaba nasıl olur diye üzerinde düşündüğüm. Bunlardan
biriyle hayli yol aldım. Diğerlerini ise yalnızca düşünmeye devam ediyorum. Ben hayatta işaretlere çok önem veren biriyimdir. Çevremdeki olayların sıradan geliştiğine inanmam. Yaşadığım bir olaydan sonra artık vakti geldi deyip zaman, mekân fark etmeden kafamdaki her ne ise aniden başlayabilirim. Sanırım şu anda da bir işaret bekliyorum. “Hadi Erdi” dedirtecek bir işaret…

6- Book Culture Art Times Gazetesi tarafından düzenlenen “Altın Kalem Ödülleri” kapsamında bir ödül aldınız. Bu başarı öyküsünü biraz anlatır mısınız? Neler hissettiniz?

– Şaşkınlık J Kendi kendinize bir şeyler yazıyorsunuz. Sonra bunlar kitap haline geliyor. Kim okuyacak derken 3. Baskısını görüyorsunuz sonra da telefonunuz çalıyor ve Altın Kalem ödülü kazandığınızı söylüyor. Henüz bir yıl olmuştur ve olaylar hızlı gelişti diyebilirim. Çok güzel bir duygu.

7- En çok hangi yazarları okuyorsunuz? Kimlerden etkileniyorsunuz? Hangi tür kitapları okumaktan hoşlanıyorsunuz? (Kitap seçerken belirli bir tarzınız var mı? Kişinin bir tarzı olmalı mı? Yoksa her türden kitabı okumak mı gerekir?)

– Belli bir isim vermem o kadar zor ki. Her türlü kitabı okumaya çalışırım. Tarihi kitapları severim özellikle İlber Hoca’nın kitapları bizim nesil için oldukça keyifli. Kendisi de bir o kadar neşelidir zaten. Ancak şiir kitapları okumaktan ekstra zevk alırım. Kimin yazdığı hiç mühim değil. Piyasadaki kitapları okumayı da kendime görev biliyorum bu yüzden masamın üstü masam görünmeyecek şekilde kitapla kaplı. Son zamanlarda fazlasıyla Altay Öktem, Ahmet Mercan ve kişisel gelişim romanları okudum mesela. Bu yüzden tarzınıza uygun kitaplara önem vermek suretiyle her kitabı okumak gerekir diye düşünüyorum.

8- Nasıl bir ailede yetiştiniz, nasıl bir çocukluk yaşadınız?

– 4 kişilik bir ailede büyüdüm. Sıradan bir Türk ailesi. Orta halli sıcak ve samimi. Kendi halinde, futbol ve felsefeyle dolu bir çocukluktu benimki. Felsefe kitaplarını okumayı da hala severim o zamanlar anlamıyordum belki ama yine de seviyordum. Sürekli hayal kurardım. Örnek aldığım kişilerin yerine kendimi koyardım hep. Futbola da ilgim taraftar olarak devam ediyor. Fırsat buldukça izlemek istiyorum ama pek kısmet olmuyor. Zaten ülkemizde de pek futbol oynanmıyor açıkçası.

9- İlişkilerinizde nasıl bir erkeksiniz? Sık âşık olur musunuz?

– Zor soru J Aslına bakarsanız ilişkilerde de yalnız biriyim. Sık meydana gelen bir duygunun aşk olamayacağına inanırım. Ama bir kadını mutlu etmek hoşuma gidiyor. Hiç tanımadığım bir kadına bakıp saçlarının bana çok güzel gözüktüğünü söylemek isterim ya da durakta ağlayan bir kadın görsem gözlerim dolar. Ama dediğim gibi ilişkilerde de yalnız biriyimdir. Buralarda aşık olmak için çok fazla taviz vermeniz gerekiyor sanırım. Birlikte yaşamak için bunu yapmalı, şunu yapmalı derken sevdiğiniz hiçbir şeyi yapamaz oluyorsunuz. Sonuç artık kendiniz değilsiniz. Oysa sadece kişiye değil kişinin hayatına da aşık olunmalı, bence ancak o zaman birbirinizin hayatına karışıp tek bir hayat yaşayabilirsiniz.

10- Okurlarımızı bilmem ama benim en merak ettiğim sorudur; yazmak için illa birini kaybetmek veya âşık olmak mı gerekir? Yani bir insan para kazanmak için yazamaz mı veya popüler olmak için?

– Para kazanmak veya popüler olmak için yazmak bana sahte geliyor. Zaten amaç o olduğu zaman kendini belli ediyor eser. Samimi değil. Mübalağa edilmiş, duygu karmaşası içeren sayfalar… Maalesef ki bu dönemde bu iki amaç uğruna çok kitap basılıyor. Kimse kendi işini yapamaz oldu zaten. Takipçisi çok olan her işi yapıyor. En kötüsü de buna izin veriliyor. Popüler kültür diye yozlaşmış bir anlayış var. Popüler kültürün o an popüler kimlerse onlar olduğu sanılıyor. Şarkıcılar kitap yazıyor. Oyuncular dergi çıkartıyor. Sosyal medya fenomenleri film yapıyor. Her yer her yerde ülkede. Ben aksine yazdıklarının seni popüler edebileceğine inanıyorum ki bu dönemde dediğim gibi çok zor. Kendi adıma konuşacak olursam bu duygusal bir iş. Edebi mizahta yapsan duygu var işin içinde. İçini döküyorsun sonuçta. Bir şeyler anlatmak, dile getirmek önemli ünlü olmak değil.

11- Yazarın üstündeki baskılar (gerek toplumsal gerek kişisel) ve çıkan yazının kalitesi arasında direkt bir bağ görüyor musunuz? Kimlere gerçekten yazar diyebiliriz yoksa her yazabilen ve çaba sarf eden bir gün yazar olma mertebesini mutlaka kazanabilir mi?

– Artık bu baskı kalmadı diye düşünüyorum. Dünya’da 1800 sonları ya da ülkemizde 60’lı ve 70’lı yıllarda kesinlikle bir bağ kurabilirdim. Ne yazsanız bir tepki alabilir mi korkusu vardı. Bir cümle üzerinde günlerce düşünüp yazarlarmış. Eğer siyaset yapmıyorsanız artık bu baskı yok diye düşünüyorum. Siyasi bir şeyler yazacaksanız korkmaya devam edin. Maalesef başımıza ne geleceğini bilemiyoruz…

12- Son olarak yazar olmak isteyenlere önerileriniz nedir ?
 
– Benim böyle bir öneride bulunmam hadsizlik olur ancak büyüklerimin bana önerilerini aktarabilirim. Okumak, okumak, okumak… Her şey hakkında bilgi sahibi olmak. Şiir yazıyorlarsa yalnızca popüler şairleri değil herkesi okumak. Ancak bunun yanında roman okumak, deneme okumak. Dergi okumak. Haberleri izlemek. İyi bir romancı olmak istiyorlarsa Rus edebiyatını, İngiliz edebiyatını bilmek. Okumaktan başka bir yolu olduğunu düşünmüyorum. Okumadan yazabilen bir kimseyi göremedim henüz.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here